mavi kız hikayeleri - blue girl stories


I am not in this world to live up to your expectations, and you are not in this world to live up to mine.
You are you, and I am I, and if by chance we find each other,
it's beautiful.


If not, it can't be helped
.



Tuesday, February 02, 2010

"she's mine, but I'm not hers"

Jay-Jay Johanson vardı eskiden, sık sık gelirdi TR'a - özellikle Ankara'ya...dedikodu bu ya, Esat'da oturan bir sevgilisi olduğu fısıldanırdı kulaktan kulağa. aynı dudaklar, sahneye her çıktığında havalandırma sistemlerinden mekanlara feromon salındığını da iddia ederlerdi. gerçi bu ikincisine hak vermişliğim olmadı diyemem - az durmadım sahnesinin önünde kalp şeklinde gözlerle..."ne alaka?!" di mi? başlık alaka. onun şarkısı.

başka yönden esti bu sabah rüzgar. arkamdan geldi, saçlarımı savurarak bir anlığına görüşümü kapadı. tam o anda, hiçbirşey göremediğim o anda, onun yüzü belirdi karşımda...Jay-Jay'den bahsetmediğim aşikar sanıyorum. benim için sadece bir tane "o" var. vardı. hep var olacak...anlaşılan.   

bugün onu özledim.

bugün uzun zaman sonra onu özledim.

bugün uzun zaman sonra onu hala özlediğimi farkettim. 

yalan söylüyorum.

bugün uzun zaman sonra onu hala özlediğimin farkında olduğumu kendime itiraf ettim.

sonra da rüzgara yüzümü döndüm. 

ankara'nın soğuğu bıçak gibi keserken yüzümü ve göğüsümü, ben rüzgarın her esişinde benden bu gerçeği alıp götürmesini diledim.





Thursday, January 28, 2010

Sunday, January 24, 2010

bir cumartesi bir pazar



"bu cumartesi pazara gidip resim çeksek ya - renkli renkli canlı kanlı insanlı?!"

o kadar uzun zamandır, o kadar çok insanın beynini yemişti ki kız bu konuda...ama boşuna. çevresindekilerin çoğu, güneşin ve ayın çocukları, atıp tutuyordu: "şurda şöyle yapalım", "orda öyle edelim", "kaleye çıkalım", "dereye inelim" vs vs vs - ama genelde o söylenenler keyifli masa sohbetlerinde kalıyor, sonra da düşünmüş olmanın tatmini ile yapmaya gerek duyulmuyordu...ama bu kıza yetmiyordu.

Gerçi, haksızlık etmemek gerekirdi, işin aslı kıza bu ara pek az şey yeter olmuştu.

o yapmak istiyordu hayalini kurduğu şeyleri, kafasında oluşturduğu planlar orda kalmasın - gerçek olsun istiyordu. Kabından taşmak istiyordu...ve artık sabırsızlanıyordu.

"acaba...acaba çok mu saçma istedeiklerim?! " diye düşünmeye başlamışken tam, bir rüzgar esti üzerinden, aradığı cevabı onda buldu.

Pazara gidip renkli renkli canlı kanlı insanlı resimler çekti kalıplara sığamayan biri ışık, biri buhar iki kız.
Originally uploaded by nepnep® 
"en azından bir tane daha var benim gibi gizlisinde hala içindeki çocuğu saklayan... " diye düşünerek dönerken kız, yanında bir damla buldu. Damla yavaşça süzülmüş, akarak yanına kadar gelmiş, sessizce ona doğru dönüşünü beklemişti. gözlerinde yaramaz bir ışıkla "hadi" dedi damla, "çok güzel bir fikrim var...hoşuna gidecek.". Kız gülümsedi. Sonuçta damla onun bir başka haliydi ve neleri seveceğini en iyi bilenlerdendi.

O gece rüzgarın önceden getirdiği el kuklaları, biraz suyla, can buldu kamera karşısında.

Monday, January 18, 2010

yeniler eskiler - karman çorman bişiler


this one is just out of paint...sıcak sıcak!




this one is from when I had a broken foot...I had a lot of time and I read the entire twilight collection in 4 or 5 days. ezik olduğu kadar gerçek - kızla müthiş empati kurabildim, evet.

 

cuz sokka luvz me! 





boş vakitler ve paint bir araya gelince.

Thursday, January 14, 2010

an itibari ile less brunette, more caramel - bi de yine yeniden kahküllü olmak.



bugün, saymaya başlıyalıdan beri, figüranlığıma kurban ettiğim üçüncü gün. tam üç gündür "hayatım" diye bildiğim şey genel olarak uyanmak, beslenmek, ağlamak ve yeniden uyumak üzerine kurulu. belki süleyman yüzünden, belki değil - bunu tartışamam, ama sonuçta önemli olan kendi hayatımda soyunduğum bu rol, bu figüranlık. bir battaniye ve yorganın altına gizlenerek akıp giden hayatıma üzülmek! insan bare kendi hayatında başrol oynar...

sandığımdan çok tükenmişim şu son birkaç ayda, bunu görüyorum. gerçekten geriye pek bana dair bişiler kalmamış. ben pek kalmamışım. ve bunu anladığımda kendimi, ister istemez, pazartesi günü bana sorulan bir soruyu kendime tekrar sorarken buluyorum: "öyleyse neden hala kalmaya çalışıyorsun?!

gerçekten de önemli bir soru bu bence. neden hala kalmaya çalışıyorum...herşey ve herkes (kimi kasıtlı olarak - kimi bilincsizce) bana git diye bağırırken, ya da gitmem için olmadık fırsatlar ve şanslar önüme sunulurken, veya kalmam her geçen günle daha da zor hale getirilirken..."geride bırakamayacağım", "olmazlarsa tükenirim" dediğim kan bağlı veya diil tüm o sevdiklerim beni aşalı çok oldu - beni tutanlar onlar diil artık, olsa olsa onlara tutunan benim.

figüranlığımın sayabildiğim üçüncü gününde anlıyorum ki, ben boşu boşuna canımı yakan bu saçma sapan yerde ve zamanda, aslında bana ve varlığıma hiç de ihtiyaç duyulmadığı halde, sanki bir faydam olabilirmiş gibi duruyorum. resimde kalmam veya ondan çıkmam hiç bir şey değiştirmiyorken, üstelik kalışım bana zararken, neden hala kalmaya çalışıyorum?!

belki de artık uyanmak lazım. şu son 4 küsür ayın depresif hali üzerime çok ağır geliyor, eskisi gibi genç de diilim - artık taşıyamıyorum. çocuk haklıydı: "öyleyse neden hala kalmaya çalışıyorsun?!" sorulabilecek en yerinde soruydu cidden.

Wednesday, January 06, 2010

nihayet...başka bi deyişle: yaşasın!



Originally uploaded by nepnep®
büyük olasılıkla “hayatımdaki en önemli” he ve she nihayet birer beyinleri olduğu gerçeğini hatırladı, nihayet aylardır oynadıkları saçma sapan oynu sonlandırdı ve nihayet aslında başından beri oynamaya meğilli olduklarını kendileri dışındaki herkesin farkında olduğu asıl eğlenceli oyuna başladı...bu arada beni zona ettiler, o ayrı.

2010’u şimdiden çok seviyorum.
^_^

Yael Naim - Far Far dinlerken



Originally uploaded by nepnep®
Life is not black and white.

At least mine isn’t.


Sometimes I wish it was. It would make everything so much easier for everyone…especially for me. But, it’s not. Or it could've been like a rainbow? I’d love to say my life is like a rainbow – alive with all those colors: fresh, fun, young and full of energy…but, it’s not and I can’t help it.

I’m gray. And not just one, specific tone of gray either. I have so many different shades of it...it’s in my mind, heart and soul, with only a touch of blue.

But sometimes, once in awhile, all those shades of gray create an illusion…those who look, get the wrong impression - they think I’m full of color. Probably because no one ever gets to look for too long or from too near. I’m elusive like that – and grateful for it.

I thought I wanted to know the why’s and how’s, but I have this suspicious feeling…Like I might close my eyes, ears and start chanting gibberish when the time actually does come for me to see and hear the truth.

The Truth...for me means reality, which means...nothing.

Basically The Truth is too real and Reality is a bit too much like French for me. I can fake knowing it, but I actually have no idea about it. And, like French, I don’t think I’ll ever seriously bother with it anyway.



Monday, December 28, 2009

reality vs illusions

benimle ilgisi yok...gerçeklik anlayışım kaypak!



Friday, December 25, 2009

kafamda dönüp duran sözler.



Originally uploaded by nepnep®
aslında Kargo'nun eski bi şarkısı...ama cuk oturuyor şu sıralar ki ruhi haliyeme. neden?! çünkü:

ifademde karasızım ışıkların altında
beni tutan birşeyler var korkularım yanında
renklerin içinde düşlerin içinde
doğmak sessizce
renklerin içinde cennetin içinde
ölmek sessizce

anlaşılmaz bir yanım var öldürmeye hevesli
kupkuru çiçek gibiyim biraz suya özlemli
renklerin içinde düşlerin içinde
doğmak sessizce
renklerin içinde cennetin içinde
ölmek sessizce

öyle.

Wednesday, December 23, 2009

Saturday, December 19, 2009

nepnep® in wonderland

beni iş diye mor bir ofise koyup, çalış diye interneti ve paint programı olan bir bilgisayarın başına oturturlarsa, bi de müzik açarlarsa ELBETTE olucak olan budur. çok doğal.

noel ve yeni yıl içün


Monday, December 14, 2009

I’m pretty much sure about it...
actually I’ve been pretty much sure about it since I was 4 or so.
I’m Alice.





Really.
I AM Alice.

Saturday, December 12, 2009

LPG => PleaseFollowMe



Originally uploaded by nepnep®
bundan daha iyi bir örnek arasaydım da bulamazdım.
ki aramadım, bulmadım - o beni buldu.
kabul, melankolik bir yapım var...
ama bu bir sır ya da süpriz diil ki ztn.
gerçi bazen boyutları beni bile şaşırtabiliyor.

algıda seçicilik nasıl bişey diye merak edenler için yüklüyorum bu resmi, afiyet olsun.

Tuesday, December 08, 2009

kırmızı adam ile mavi kızın maceralarından


“Boşuna tüm bu saçma sapan endişelerin.” dedi kız önce.

“Saçma sapan?!” şahsına hakaret gibiydi böylesine özeline yapılan bu suçlama adamın.

Dikkatli olması gerekiyordu kızın, her ikisi de farkındaydı bunun - aklı olan kimse, hele ki mavi insanlar asla uyuyan ejderleri sinirlendirmek istemezlerdi çünkü...Ama bu kız diğer mavi insanlara benzemiyordu – o kırmızılar arasında büyümüştü. Karşısındaki adamın gözlerinde gördüğü sinir diline yansımadan hızlı davranıp açıklaması gerekiyordu kızın, biliyordu çok az zamanı kaldığını – derin bir nefes alıp başladı sözlerine. “Neydi o Sanço Panço’nun yanında gezinen sırığın adı?”

Şaşırdı adam. Sevmezdi aptal insanları, onlara dayanamazdı ve kız bazı zamanlar öyle şeyler söylerdi ki – adam şüphe ederdi onun zekasından.  

“Sancho Panza’nın yanında gezinen sırık demek istiyorsun... ki kendisi Don Quixote.” Elinde değildi adamın, güldü kıza. Bilerek yapıyor olmalıydı, onu neşelendirmek için...“Aklına hikayeye adını veren ana karakterin adı gelmiyor da onu takip eden Sancho Panza’nın ki geliyor...ki o da yanlış geliyor!” bu sefer bir de kahkaha patlattı.

Sessizce, tepkisizce bekledi kız adamın gülüşünün geçmesini. Mutluydu onu güldürebildiği için. Bunu nasıl yaptığını bilmiyordu – ona göre komik birşey yoktu çünkü ortada, ama madem mutluydu adam, sorgulamazdı durumu kız.

“Adı her neyse...Onun da saçma sapan endişeleri vardı. İşte sen o sırık gibisin.” dedi kız nihayet adam tekrar normal nefes alır hale geldiğinde.

Suratında hala yarım bir sırıtışla dinliyordu adam kızı, hala şaka yapıyo olmalıydı çünkü kız, hala onu güldürmek için başka aptalca komiklikler uyduruyor olmalıydı – kimse bunları ciddi olarak söyleyecek kadar aptal olamazdı.


“Kendi halinde yelini değiren bir değirmeni kendine düşman bilip üzerine saldırıyorsun” dedi kız adamın gözlerine gözlerini dikerek. “– belki de kendinle olan ve sırf da bu yüzden asla kazanamayacağın savaşlarına aslında sahip olmadıkları anlamlar yüklüyorsun” diye devam etti adamın yüzünde değişen her bir kasın an ve an farkında olarak “ve sonunda kaçınılmaz olarak yenildiğinde” artık zamanı kalmamıştı kızın, ejderhanın uyanışını gözlerinde görebiliyordu adamın  “– çünkü asla kendine karşı kazanamazsın hiç bir savaşta – kendini hayalkırıklığına uğratma riski taşıyorsun.” diyerek bitirdi açıklamasını hızla.

Sinirlenmişti adam, çok sinirlenmişti. Saklamaya çalışmak anlamsızdı, artık her yer kıpkırmızıydı “Neden bahsettiğin hakkında hiç bir fikrin yok!” dedi sertçe, aptal kız bilmediği, asla bilemeyeceği – anlayamayacağı konularda uzmanmışcasına ahkam kesiyor diye düşündü ve kalktı oturduğu yerden, bu sohbet onun zevki için fazla uzamıştı.

Yerinden hiç kıpırdamadı kız, saçılacak ateşin gelişini önceden görmüş, kendi seçimi ile bu ateşin karşısında durmuştu çünkü. Adam onu dinlemişti. İstese de istemese de o sözler bir kerecik bile olsa kulağından girmişti – kıza bu yeterdi.

Giderken adam, arkasından seslendi kız oturduğu yerden “Belki de...” adam olduğu yerde durdu. Kıza dönmedi belki, ama durdu. “Aksini hiç iddia etmedim.” Patlamak üzereydi adam, bir an önce terk etmeliydi burayı, yoksa kızdan geriye pek bişi kalmayacaktı. Aptal kız nerden buluyordu bu cesareti – anlamıyor muydu ne olmak üzere olduğunu?! Derken kısık sesini duydu kızın “Ama sen de unutma – benim ne bilip ne bilmediğimi, ne görüp ne görmediğimi, neyi ne kadar anlayıp anlamadığımı asla gerçekten, asla tam olarak bilemezsin...”

Hızla kıza döndü adam.
Kızın durduğu yere.
Kızın bir zamanlar durduğu yere.
Döndüğü anda boş olduğunu gördüğü yere. 



Saturday, December 05, 2009

en fena şey büyümek herhalde. 

büyürken değişmek.

yalnız değişmek...

ya da belki de herkes büyürken, herkes değişirken aynı kalmak.

yalnız aynı kalmak.


hiç aklıma gelmezdi böyle olabileceği, farkına bile varmadan bu denli kopulabileceği...onun için olur ve biter, kısa zamanda geçer ve gider, unutur o, canını biraz yakanı siler, biliyorum bunu - tanıyorum çünkü onu. ve ben de asla unutmam, asla gerçekten, tam anlamıyla affedemem, silemem, geride bırakıp gidemem, o da bunu biliyor - çünkü o da beni tanıyor. haklıydı belki de...belki de o ilk gün ben gerçekten de "hoşcakal" diyordum ona. iki temel nokta vardı bizi birarada tutan: birbirimize karşı olan sevgimiz, birbirimiz için olan değerimiz. en uzak, en değersizin bile bildiği, ne yaparsa yapsın çiğnemediği tek kuralımı o - en yakınım, en değerlimken, bana ne kadar acı verdiğini bile bile, kendi gözleri ile göre göre, sesimde duya duya, dahası ona akan satırlarımda okuya okuya çiğnediğinde anladım...sevgisi, zaten çoktan bitmişti. "neden?!" diye sorduğumda, beni onu terkedenlerle aynı kılıfa koyduğunda ve beni "zaten gitmiş varsaydığı için" yaptığını söylediğinde ise anladım ki bu da onun için değerimdi. sen kalmaya çalışırken, gerçekten kendinle mücadele ederek hem de, karşındaki seni zaten göndermişse, elden ne gelir ki?

büyümek zor.

yalnız büyümek daha zor.

yalnız aynı kalmak ise en zor. 



bare arada bir yeni yıl geliyor da, ağaç süslüyoruz.

o güzel.



Thursday, November 26, 2009

Monday, November 23, 2009

bayılıyorum eyesores'lara!!!

facebook'ta en sevdiğim şey bu tuhaf mahlukatlar sanırsam. kendileri sadece sevmekle kalmıyorum - bayılıyorum onlara. çok da gülüyorum ayrıca.

Wednesday, November 18, 2009

Monday, November 16, 2009

Ben İşe Başladım...!!!

evet, evet biliyorum - inanılmaz bir haber bu, ama gerçek!!!

bir yandan PhD ve dersleri, bir yandan efsane leziz giden özel hayatım ve ilişkilerim (note the sarcasm here), bir yandan kendimi ve bedenimi sağlık sebebi ile toparlamak adına giriştiğim türlü faaliyetler yetmedi - dedim en iyisi işe başliim. nasıl fikir? bence süper.

şaka bi yana, iyi oldu.

henüz bir haftalık bile diilim gerçi ve part time (salı-perşembe-pazar çalışmıyorum) ama şimdiden sanki bu iyi ve güzel bişeylerin başlangıcı olabilirmiş gibi geliyor. belki de tam da ihtiyacım olan şey buydu. görüceeeez.

Friday, October 09, 2009

Belki de

Özverili bir arkadaş,
İdeal bir dost,
Hayırlı bir evlat,
İyi bir insan,
Başarılı bir öğrenci...
Çok çalıştım, çok uğraştım
Hepsi olabilmek için elimden geleni hep yaptım.


Belki de sadece bu kadarım.
Belki de bu kadarı yetmeli.
Daha fazlası olmak için gereken yok belki de bende.
Bu yüzden kaçtım hep belki de.


İlk kez durdum – neden durdum?!
İçim acıyor.
İnsan kendi sınırlarını bilmeli:
Sınırlarım bu belki de.

Wednesday, August 26, 2009

run From the Drama


run
Originally uploaded by nepnep®
High school never ends…not really. It’s like life is a continual replay of it with different scenarios over and over again. I might work on this for my PhD.

Monday, July 13, 2009

incelikler yüzünden



fazla geldi.

ilk defa az geldim ya da.

öyle çoktu ki ben hariç herşey: öyle çok iş, öyle çok sorumluluk, öyle çok fiziksel ve psikolojik sıkıntı - ve öyle az ben vardı ki.

yıllardır ilk kez bu kadar istekliyim şehrimi geride bırakmaya. ne kadar sürecek bilmiyorum, ne zaman geçicek bu his emin olamıyorum.

artık düşünmek istemiyorum.

ve gidiyorum.

çünkü ben en iyi bunu yapıyorum: kaçıyorum.